“Mahkemenin Soğuk Yüzü, Yüzünüzden Irak Olsun”

Türk Mahkeme salonları Kadim Devlet geleneğinin uzantısı olarak yapılanmıştır. Aslında Türk İslam kültüründe KADI kavramı ve KADI lığın önemi vurgulanmış olsa da kadılık hiyerarşi olarak devletin (kamunun) temsilcisi ve iddia makamı olmasından bahisle SAVCI lığın bünyesine yerleştirilmiştir. Oysa ki terminolojik olarak SAVCI lık ile KADILIK (hakimlik) birbiriyle hiyerarşik yönü çok hassas olan bir durumdur. Çünkü KARAR veren merci olması bunu gerektirmeliydi. SAVCI lık makamı bir taraftı ve devletin tarafı olmasından dolayı SAVCI ve SAVCILIĞIN KUTSİYETİ nin gereğinden fazla abartılması güçlü devlet geleneği ve otoritesi olan Türkiye Cumhuriyetinde hatta Türk kültüründe hiç zor olmamıştır. Birleşik Devletlerin hazırlamış olduğu İnsan Hakları Raporunda da yıllardan beri eleştirdiğimiz ve bir türlü uygulayamadığımız bu hususlar Türkiye’de İnsan Haklarının sorgulanması babında vurgulanmıştır. Hakikaten de mahkeme / duruşma salonlarımızın yapısı, adil yargılamaya uygun değildir. Hukuk Muhakemeleri Usulu kanunun yargılamanın teknik boyutu konusunda baştan sona yeniden gözden geçirilmelidir. Örneğin, hakimler ve savcılar arasındaki sıkı dostluk, dava sonucunu etkilemektedir. Savcı, hakimle aynı kapıdan girerken, avukat başka kapıdan salona gimektedir.

Hakim ve savcı yüksekte otururken, avukat aşağıda durmaktadır. Savcının istediği kişiyi tanık gösterme hakkı varken, avukatın böyle bir hakkının olmaması karaları hakim ve savcı dışında DOKUNULMAZ yaparak, yer yer objektiflikten uzaklaşmalara neden olmaktadır. Bir kişi (tanık/şahit, sanık/şüpheli, avukat/müvekkil duruşma salonuna girdiğinde daha ilk saniyede salonun estetiği ve/veya kompozisyonu gereği edilgenlik psikolojisi içine girmektedir. Hukuk nosyonu açısından birbirine paralel olan savcı lık ve avukatlık taraflarının yerleşimleri, konuşmaları, yönleri, yükseltileri, masa veya kürsülerinin yapısı, kıyafetlerinin rengi haricindeki işlemeleri, modelleri yargılama psikolojisi açısından çok önemlidir. Bu açıdan eğer savcının, üniforması sırmalı olacaksa, avukatınki de sırmalı olmalıdır. Sadece renk farkıyla bu ayırt edilmelidir. Yargılama sırasında sanık avukatıyla yan yana oturabilmelidir. Bu konuda 20.03.2008 günü Beyoğlu 3.Ağır Ceza Mahkemesinde “Görevli Hâkime duruşma sırasında kavlen ve fiilen taarruz ve hakarette bulunmak” suçundan bahisle yargılama yapılmış ve teorik olarak tartışma götürmek konu olan sanık ile avukatın yan yana durması bu yargılama kararıyla mümkün hale gelmiştir. Bu iyi bir gelişmedir. Zira sanık avukatına avukatı sanığın kulağına aklına gelebilecek herhangi bir şeyi fısıldamak isteyebilir. Bu balamda bir olaydan daha bahsetmek isterim. Talimatlı olarak ifade verdiğim Balıkesir İli Bigadiç ilçesi Mahkeme / Duruşma salonunda gördüğüm manzara beni ziyadesiyle mutlu etmiştir. Katibin önündeki bilgisayar monitörünün paraleli sanık kürsüsünden de görülebilecek şekilde dizayn edilmişti. Yani katip konuşmaları veya kararı yazarken sanık o yazıyı eş zamanlı olarak okuyabilmekte, böylece anında metne müdahale edebilmekte, en azından en sonunda kararın okunması angaryasından da kurtulabilmektedir. Türkiye’de her duruşma salonunda olmadığını bildiğim bu uygulamayı hayata geçireni, emeği geçeni takdir ediyorum. Türkiye’deki bütün duruşma salonlarına örnek olmasını temenni ediyorum. Mahkeme / Duruşma salonlarındaki MARANGOZ HATALARI veya ESTETİK SORUNLARI bir an önce düzeltilmelidir. T.C. Adalet bakanlığı bu konuda bütüncül uygulamalar içine girmelidir.

 Mahkeme / Duruşma Salonların Dokunulmazlığı ve Girilmezliği Üzerine aleniyet ilkesi Anayasamızda düzenlenerek, yine Anayasada mevcut olan hukuk devleti ilkesinin ve demokrasinin bir uzantısı olduğu bilinmektedir. Bu ilke doğrultusunda mahkemelerdeki duruşmalar kamu tarafından denetlenebilir. Bu sayede mahkemelerde keyfiyet diye bir sorun ortadan kalkacağı gibi, halk yargılamaya karşı ilgi duyar. Bununla beraber yargılamaya karşı olan şüpheler ortadan kalkmış olur. Demokratik bir hukuk devletinin sağlaması gereken bu mekanizma ile de kamu devlete ve yargının bağımsızlığına güven duyar.  Gelin görün ki mahkeme veya duruşma salonlarını ulaşılmazlığı, girilmezliği, kapısının tıklanmazlığı vb. mazlık ve mezlikleri o kadar kutsanmıştır ki, insanlar o salonlara girmeye teşebbüs bile edememektedir. BU PSİKOLOJİK OLGU MAHKEMELERİN ALENİLİĞİnin canına okumaktadır.

 Hukuk muhakemeleri usulü açısından Türkiye’de yoğun olarak ne zaman tartışılır bilinmez ama, yargılamada JÜRİ sisteminin Türk toplumunda ve Türkiye’de uygulanabilip uygulanamayacağı yaygın olarak işlenmelidir. Zira jüri sistemi, mahkemelerde sanığın kaderinin  tek kişinin iki dudağı arasına sıkıştırılması önlemekte, bu bağlamda çok daha fazla güven oluşturmaktadır. Zira iddia makamı ile (savcı) karar merci (hakim) arasındaki özel hayattaki ahbap çavuş ilişkileri (tanışıklık) kararların objektifliğini zaman zaman zaman gölgelemekte, hakimlerin ve savcıların davalardaki ağız birliği baskın olarak hissedilmektedir. Ne var ki, Türkiye’de mahkeme veya duruşmalarda dışsal etkilerin jüriye çok rahat etkileyebileceği gerçeğini göze aldığımızda, şu anki sistemle jüri sistemi birleştirilip karma sistem getirilebilir. Böylece hakimler verdikleri kararlarda üzerindeki psikolojik yükten bir ölçüde kurtulmuş olur. Bir sonraki yazımızın konusu da mahkeme salonlarının dokunulmazlığı ve girilmezliğinden yola çıkarak meclis salonlarının girilmezliği üzerine olsun. Bu durum demokrasi, yönetişim ve saydam devlet ilkesinin en büyük düşmanıdır.

Etiketler:, , , , , ,