:: Yaşam

Bayramımız Kutlu,Ekonomik Krizimiz Son Olsun!
Geçen yıl, bayramı buruk kutlamıştık, dünyanın bir avuç kan emicilerin çıkarmış olduğu ekonomik krizle mücadele ederken. Ve hemen her birimizin, inşallah bundan sonraki bayramlarımız, elimizin genişlediği, piyasanın biraz daha canlandığı bir bayram olsun diye temennileşmiştik… Aradan koca bir yıl geçti ve yine aynı hoş ve boş temennileri bir sonraki bayramlara havale ettik / etmekteyiz koro halinde.
Sabit gelirliler yine kılı kırk yarmakta çarşıda pazarda, okullarını başarıyla bitirip sınavları başarıyla kazanan onbinlerce işsiz, binlerce boş ve acil ihtiyaç duyulan kadrolar dururken sınavlarını boş yere kazanmış olmanın burukluğu ve gidecek bir işlerinin olmamasının kıvranışıyla, atanmayı beklemekten ağaç olmuşluklarının sızısıyla girmekte yine bayrama.
Devamını Okuyun
Etiketler: bayram, Ekonomi

En Yakın Dostlarım Sözcükler
Pazar günlerini sevmezdim eskiden.
Son yıllar bir başka seviyorum Pazar günlerini. Çünkü Pazar yazısı yazıyorum. Elimden geldiğince her pazara misafir olacağımda, içinde yüzlerce sözcüğün olduğu bir buket cümlelerden oluşan yaşama dair gazete makalesiyle Pazar Günü’nün kapısını vuruyorum. Hoş Pazar yazılarını cumartesi gecesi yazıyorum ama) Anlı şanlı Pazar yazısı diyorum ya adına, ona ithaf ediyorum ya, hıh, en azından Pazar gününü yaşamayı hak ettim diyorum.
Çoğu okurumun da Pazar günleri Pazar yazımı beklediklerini biliyorum. Pazar yazımın beklendiğini bilmek beni daha da bir heyecanlandırıyor.
Dost Çekmecesi: Devamını Okuyun
Etiketler: dil, edebiyat, pazar yazısı, Yaşam

Acı Biberin Tadı
Çiğ köfte yiyenlerin buğulu bir o kadar da heyecanlı ve sevindirik hallerini dşünüyorum da, acaba biz insanloğulları doğuştan potansiyel olarak mazoşist miyiz diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Öyle ya, hep mutsuzluklar, cinayetler, dolandırıcılıklar, kavgalar üzerine akıp gitmekte günün gelişen haberleri.
Hani medya diliyle “insan köpeği ısırınca” bir daha lezzetli olyuor haberlerin akışı. Bir taraftan insan köpeği ısıracak, bir taraftan da ısırılıp can yanacak. Belki kan akacak.
Son yarım yüzyılın öykücülüğünün duayenlerinden Selim İleri’de en son “Kırık Deniz Kabukları” adlı kitabında daha çok mutsuzlukları, üzüntüleri, hayal kırıklıklarını, iç çekintilerini ele almış son dönemin eserlerini harmanlayarak. Devamını Okuyun
Etiketler: pazar yazısı, Yaşam

Duyu Bozukluklarına Diyalektik Değinimler (III)
Ekonomik Durum/Gelir Düzeyi:
Ekonomik faktörler, potansiyel olarak iletişim açısından olumlu yönde bir tetikleyicidir. Ancak, gelir düzeyi yüksek olan kişilerin çok düşük veya gelirsiz bireylere karşı sanal bir kast bulunmakta ve bu kişiler alt gelir gruplarıyla iletişim kurmak istememektedir. Bu kitlenin zevkleri, beklentileri tercihleri, hassasiyet noktaları bu kitlenin doğrudan müşteri konumunda olmadığı sürece önem taşımamaktadır.
Ekonomik düzeyi yüksek erkekler ile bayanlar ise birbirinden kısmen farklıdır. Erkekler tam anlamıyla farklı düzeyler veya kategorilere karşı ortalama bir tepki verirken kadınlar daha çok duygusal olmalarına karşın bu alt sınıflar ile olan iletişime biraz daha kapalıdır. Devamını Okuyun
Etiketler: iletişim, insan, Toplum

Duyu Bozukluklarına Diyalektik Değinimler (I)
Diyagnostik Açıdan, Duyu Bozukluklarına Diyalektik Değinimler
Çoğu zaman, gerek sözlü gerek yazılı gerekse işaret diliyle iletişim kurarken çamdan ve kavaktan bahsedilmektedir. Aynı alfabenin, aynı dilin kullanılmasına rağmen, “konuşuyoruz ama nece konuşuyoruz, konuşuyoruz ama anlamıyoruz” şarkı sözündeki duruma düşülür…
Dinleme, Algılama Yoğurma ve Aktarma Süreçleri:
Algı bozuklukları, hataları, algısızlık, İletişim bozukluklarının teşhisinde en çok üzerinde durduğumuz konuların başında gelmektedir. Bu sorunların çözümlenebilmesi, öncelikle, semptomları patolojik bir veri olarak ortaya koyup diyalektik yöntemle aşama aşama ele almak gerekir. Sürecin diagnostik (diyagnostik) zemine sağlıklı olarak oturtulabilmesi için aşamalandırma veya kategorizasyon şarttır. Devamını Okuyun
Etiketler: hastalık, iletişim, insan, Sağlık, tedavi, teşhis, tıp

Yorgunum Dostlar
Koca bir çınar ağacından süzüle süzüle kurumuş bir yaprak düşer ya hani,
o yaprağı bile yerden kaldırmaya mecalin olmaz ya bazen.
Hani uykusuzluktan değil de yorgunluktan, göz kapaklarını bile kaldırmak için tüm gücünü harcarsın ya,
Hani dökülürsün sapır sapır, hücrelerin dört bir tarafa dağılmıştır nerde olduğunu bile bilmezsin….
İşte tıpkı böylesi fiziksel yorgunluklar gibi, bir de ruhunun yorgunluğu olur. Dünya umurunda olmaz, bir sen varsındır dünyada, bir de başkası bile yoktur. Başkasını göremezsiniz bir kere. Devamını Okuyun
Etiketler: Müzik, sanat, Yaşam