Ahmet Fidan Kişisel Resmi Web Sitesi
Bilgi paylaşıldıkça anlam kazanır

:: Pazar Yazıları

 

Obezite Toplumunun Diyetle Keklenmesi

Merhaba pazarcı dostlar.

Dünyada açlık kıtlık yoksulluk filan olsa da, cümbür cemaat bütün dünya obeziteye doğru gidiyor. Bunda plastik duyguların ve kanserojen hayatların payı olsa bile, tek neden ütülenmiş gıdalarla beslenme değil aynı zamanda küreselleşmenin artmasına rağmen her geçen gün yerimizden daha az hareket eden homo sapiens haline geldiğimizdir.

Bütün bu (fiziksel anlamda) tembelliğimiz yetmiyormuş gibi, bir de 4 B* ye olan ve gittikçe yoğunlaşan aşkımız durumu daha da dramatik hale getirmekte. Devamını Okuyun

Etiketler:

Aralık 6th, 2009 | in Pazar Yazıları, Toplum, Yaşam | Yorum Yapin

Buz Üzerine Sedef Kakma Satırlar

Bu yazı, sol kulaklara seslensin. Ama okumadan sol kulaklarınızı kapatmanızı istirham etsem. Sağ kulağınızdan işittiklerinizin sol kulağınızdan uçup gitmemesi için. Adı üzerinde sedefe layık satırlarımı buz üzerine yazmak istiyorum. Bilirsiniz, buz üzerine yazılan yazıların geçiciliği, harcanan emeğin ziyanına dair derin üzüntüler ve iç çekişmelerin habercisidir.

Tarihten bu güne söylenmiş atasözlerinin hemen hemen çoğu, öğütlerin, vecizelerin, derslerin tamamı, buz üzerine sedef kakmalardır. Ne var ki gerek sedefin kıymeti, gerekse ortaya konulan işçiliğin zorluğu buz üzerindeki yazının güneşe dirençsizliğini değiştirememekte. Bu tabiri özellikle tercih ettim. Daha önce böylesi bir benzetme/terkip kullanıldığını hiç sanmıyorum.

Devamını Okuyun

Etiketler: , , , , ,

Protokolün İkincil Kişileriyle Bayramın III. Gününün Mutluluğu

Protokolün ikinci değil de ikincil kişileri protokol sıralamasında yer alan (bay-bayan) zevatın eşleridir. Türkiye’de bu sıralama genellikle bayanlar tarafından doldurulur. Türkiye’den batıya doğru gidildikçe protokolde ikincil kişilerin arasında erkeklerin sayıları da artmaya başlar. Bu sıralamayı ortaya koyduktan sonra, gelelim bayramın üçüncü günüyle bu kişilerin ilgisini kurmaya: Devamını Okuyun

Etiketler: , , , , , ,

Çukur ve Tümsek Ayna Psİkolojisi

Hayatın temel kaynaklarını ne güzel özetlemişler atalarımız… ışık, su, ateş, toprak. Işık ve su, cilalı beyinlerce günümüzün hologramlarının geliştirilmesine kaynaklık etmiş.

Hemen çoğu şeyde olduğu gibi, ilk aynalar da sudan geliştirilmiş. Hatta, ışık olduğu sürce peşimizden hiç ayrılmayan gölgemizin tek sanal kumasıdır aynalar. Tıpkı siyah beyaz televizyonlarla renkli televizyonlar gibi. Birisi sanal karaltı, birisi sanal (renkli) görüntü. Hem gölgeye, hem suya düşen yansımadaki görüntü, meraklı ve de yaratıcı insanlar tarafından günümüzün sesli, üç boyutlu hologramlarına taşınan bir tekniği ortaya çıkmıştır. Tıpkı iki atın poposu ile uzay mekiği yakıt tankının genişliğinin aynı olmasındaki gibi, suya düşen yansıma da, bizden ayrılmayan görüntüler de, yepyeni yansıtmaların ana rahmini oluşturmuştur yıllarca. Devamını Okuyun

Etiketler: , , , , , ,

Kasım 8th, 2009 | in Pazar Yazıları, Psikoloji, Toplum, Yaşam | 3 tane yorum

Ne Kadar "Gel Git"siniz

Geldiğin zaman boşluk dolduran değil, gittiğin zaman yeri doldurulamayan olmak! üzerine Cızıktırmalarım:

 

Kalabalıklar arasında ala balık, sıradanlar arasında masadan, fırıldaklar arasında enayi, mersine gidenler arasında tersine giden, yağlı yumuşak cilalı laflar yerine, kılçıklı kelimelerle dost, gri veya flu denizinde cart veya cırt  kalmış bir rengin uslanmaz çocuğu olarak bu pazar üfül üfül üfüldemek istiyorum.

Bu pazar kafa şişirmeyeceğim derken bile kafa şişirmişliğimin acısı ve iç çekişmesiyle elimden geldiğince suya ve sabuna dokunmadan yazacağım. Hoş gribal dünyanın yığınlaş(ama)mış neferi olarak bolca suya sabuna dokunmam gerektiği de ayrı bir tezat ya! Devamını Okuyun

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yitik Şehrin Koca Çınarının Düşen Son Yaprağı

Muhallebi çocukları, plastik, poşet ve plazma ekran devrinin bebeleri okumasın bu yazıyı!

 

Gün olur devran döner derler çoğu zaman. Gün olur olmasına da devranın dönmesi ne gizemdir bilir misiniz.

Dikine dikine muntazaman yerleştirilmiş, kara kıyamete meydan okumuş, güneşin yakıcı sıcaklığında kavrulmuş hayli kararmış ve de aşağı doğru uçlarından yıllara meydan okudukça dökülmeye mecbur kalmış cumbalarıyla vakur, duvarlarında incir bitmiş ahşap konakları görürsünüz bazen yürürken yitik şehrin en gözde avuç içi meydanlarından dap daracık ara sokaklara girdiğinizde. Cümleler kurarsınız, tıpkı bu yazının bir önceki cümlesi gibi, uzun uzadıya beyninizde devirler devranlar dönderirsiniz. Hoş beyninizde dönderdiğiniz devranların döngüsü, varsaydığınız uçuk kahve anıların derinliği sizin yaşınızla orantılıdır ya. Zaten bu pazar yazısısını öyle yeni yetmeler, muhallebi çocukları, palazma, plastik poşet devrinin insanları okumaz, okusa da hiç bir zevk almaz. Devamını Okuyun

Etiketler: , , , , , ,