Rubidyum ETİsinin MOLOJİk Serüveni
Kıyafetimizin kalitesi ve güzelliği( onu kullanma başarımızla ortaya çıkar. A. E. Fidan)
Rb
Alkali metallerdendir kendisi ama, sevgili elementimiz 37 atom numarasına sahiptir. Adını da latincede “koyu kırmızı” anlamına gelen “rubidus” tan (ruber /kırmızı +ium) almıştır. İngiliz Fransız bileşiminde (erythrós ερυθρός “kırmızı” Hint Avrupa dil ailesinde ve Sanskritçede rudhira Latince ruber, Germence *raud- > Almanca rot = İngilizce red “kırmızı”, İngilizce ruddy “kızıl”, rust “demir pası”.) Eritre ülkesi de adını yine bu kızıl teriminden alır ve sahili de zaten Kızıl Denizidir.
Elementimizin emisyon spektrumundaki rengi kızıl ötesi bir renktir. İnfra/enfra (alt) ruj (kırmızı*kızıl) infraruj, kızılötesi. (Frekansı
430 THz-300GHz dalgaboyudur, gözle görülmez) Elementimiz açık havada saklanamayan suyu hızla ayrıştıran hidrojeni tutuşturan bir özelliğe sahiptir. (bu nedenle uzay sanayisinde de kullanılır.) Bu özelliği ile enerjk olarak aşkı da tutuşturur. Bu da kırmızı ile temsil edilir.
Görünüşü toz şeker gibi (beyaz ve masum olsa da) reaksiyona girince, içindeki kırmızıyı (aşkı ve tutuşmayı ortaya çıkarır. Fransızcadan dilimize geçen “rouge” ruj ise dil sosyolojisi ve psikodilbilim açısından kırmızı rengin dudak renginden evrilen, rubidyum ile nanometrik reaksiyona giren bir yapısı olduğunu belirtebiliriz.
Not 1:
Bu terim ve etimoloji yolculuğuna Shakespeare okurken denk geldiğim “inferior” (yüce) “süblime” (aşağı/alt) terimlerinden oluşan metafor olmuştur.
Malum kendisinin (beddua içerikli) mezartaşı şiirinden yola çıkarak aslında vergi kaçıran, kıtlık döneminde stokçuluk yapan bir tüccar olduğu da söylenmektedir. (Babası da zaten bir deri tüccarıdır.) Shakespeare adının da bir “pen name/front man” (mahlas) olduğu gerçek adının Edward de Vere olduğu söylense de akademyada bu görüş çok fazla desteklenmemektedir. Antr parantez ben de, Washington D.C.’deki Folger Shakespeare Kütüphanesi’ndeki Edward de Vere’e ait İncilin altı çizili olan bölümlerin ve alınan notların, Shakespeare’in oyunlarında en çok atıf yaptığı pasajlarla birebir örtüştüğü konusunu (neden olmasın anlamında) manidar buluyorum. Ayrıca, vasat bir yaşam süren birisinin saray ve kraliyet yaşamını burjuvayı bu kadar ayrıntılı betimlemesini de takdirlerinize sunuyorum.
Not 2:
Türkçemizdeki “kırmızı” ise, Arapça ve Farsça krmz kökünden gelen kirmiz كرمز “kırmızı boya veren bir böcek, koşnil” sözcüğünün nisbet halidir. Bu sözcük Sanskritçe kr̥mi कृमि “kurtçuk, larva, böcek” sözcüğünden alıntıdır. Sanskritçe sözcük Hintavrupa Anadilinde yazılı örneği bulunmayan *kʷrmis “kurtçuk” anlamındadır.
Not 3:
Kırmızı rengin ayrıca baştan çıkaran, erotizm, satınalma tetikçisi, tehlike, kan gibi sosyopsikolojik etkileri bulunmakta olsa da bu bağlamdan kopmadan kırmızıya saldıran boğaların aslında renk körü olduğunu, boğanın koyu (siyah) renge saldırdığını da bu vesileyle belirtmiş olayım.
Kimya ile başlayan yazının konusunun psikoloji ve sosyolojiden süzülüp, etimoloji imbiğinden damlayıp, tüketim kültürüne bağlanabilen yazı örneği olarak bu etimolojik karalamamı evrene bırakıyorum.
Mutlu pazarlar efendim. Kahveniz köpüklü olsun.
Etiketler: bilim teknoloji









