<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	
	>
<channel>
	<title>
	Küreselleşen Kürt Burjuvazisi ve Aristokrasisi&#8230; yazısına yapılan yorumlar	</title>
	<atom:link href="https://www.ahmetfidan.com/6890/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ahmetfidan.com/6890/</link>
	<description>Bilgi paylaşıldıkça anlam kazanır</description>
	<lastBuildDate>Thu, 13 Feb 2020 16:42:44 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
	<item>
		<title>
		Yazar: Halil DAĞ		</title>
		<link>https://www.ahmetfidan.com/6890/comment-page-1/#comment-4381</link>

		<dc:creator><![CDATA[Halil DAĞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 06:43:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgiagi.net/?p=6890#comment-4381</guid>

					<description><![CDATA[Sayın Hocam,
Dilim döndüğünce bir kaç küçük katkı yapmak istiyorum.
Bir kere bilinmesi gereken ilk şey;
Kürtlerin anayasal bakımdan sizden ya da benden hiç bir eksiğinin olmadığıdır. Eksiği var diyen art niyetlidir. Dilimi falan konuşamıyorum diyorsa o zaman sıkıyorsa gitsinler o kendilerini bizden çok sevdiğini sandıkları Fransa&#039;da Almanya&#039;da Kürtçeyi resmi dil ilan ettirsinler. Ne de olsa orada da yeterince Kürt var.
Bu arada şu çok iyi bilinmeli ki, bir Kürt Türkiye&#039;nin istisnasız her yerinde iş kurabilir, çalışabilir ya da yerleşebilir. Bugüne kadar buna muhalif bir tane bile örnek yoktur. Ama ben bir Türk olarak doğuda bir çok yere giremem bile. Ki asker bile konvoy gibi olağanüstü güvenlik çabalarıyla görev yerine gider ya da gelir. Sivil halkın arasına da karışamayız. Ki batıya göçen Kürtlerin olduğu yerlere bile bizlerin gidip girmesi çok zaman mümkün değildir.
Peki şimdi bu ülkede özgürlük sorunu olan kim? Kürtler mi ben miyim?
Bu açıdan artık açıkça söylemek gerekiyor ki birileri çok olmaya başladı...
Biz Türk milletinin asli unsurları olarak bu durumu çok fazla sineye çekemeyeceğimizi artık ortaya koyarsak şu bilinmeli ki bu topraklarda taş üstüne taş kalmaz. Onun için herkes elindekinin kıymetini bilmeli. Yoksa birilerinin gazına gelip de şımardığımızda elimizdekinden de oluruz. Ki Kürtler kendilerini şu an bu riskin içine atmış durumdalar. Seçim kendilerinin artık.
Kürt Aristokrasisine gelince;
Bilinir ki yeni devlet yani Cumhuriyet bir konsensüsle kurulmştur. Bu konsensüsün adı Kuvayı Milliyedir. Kuvayi Milliye genel olarak bölgesel iktidar sahiplerinin tehlikeye düşen iktidarlarını kurtarmak için bir araya gelerek oluşturdukları bir savunma hattıdır. Sonuçta bu savunma mekanizması askeri mekanizmalarla birleştirilerek yeni devletin kuruluşu sağlanmıştır.
Devletin resmi sıfatı tayin edilirken de demokratik cumhuriyet kavramıyla bu organizasyonu sağlayan yerel iktidar sahipleri siyasetin içine alınarak meşrulaştırılmıştır. 
Adına eşraf dediğimiz bu yerel iktidarların batıda olanı dış dünyanın nimetlerini Kürt eşrafından daha erken farkettiği için devletle olan göbek bağını daha erken bir zamanda koparmış ve doğrudan merkezi iktidara sahip olmuştur. Menderes bir çiftlik ağası olarak bu yerelden merkeze geçişin sembolüdür.
Daha fakir bölgelerin Kürt kimlikli eşrafı ise Cumhuriyetle pekiştirilen konumunu uzun süredir korumuş, bilgisiz cahil bıraktığı gelişimini engellediği halk üzerindeki feodal sömürüsünü bugüne kadar sürdürmüştür. Türkiye&#039;de hala bir feodal ağalık sisteminin devam etmesi bu eşraf kesiminin devletle olan ortaklığının eseridir. Hala da sürüp gidiyor olması siyasi iktidarların bölgedeki en önemli meşruiyet dayanağıdır ve aynı zamanda sonucudur. Bu bir geri beslemedir. Aksi iddia edilemez. Çünkü hangi parti iktidara gelirse gelsin bölge insanından kendi siyasetine dahil ettiği kişiler hep de bu eşraf takımındandır. Kinyas Ağa ile başlayan Devlet-Kürt Eşrafı ortaklığı bugün de sizin saydığınız isimler ve benzer diğer isimlerle sürüp gitmektedir.
Ancak bugün geçmişin ortaklık biçiminden farklı oluşumlar söz konusu olduğu için Kürt Eşrafı (Feodal Ağaları)merkezi otorite ile yollarını ayırmak istemektedir.
Olay her ne kadar petrol paylaşımı ve Büyük İsrail çerçevesinde değerlendirilse de bölgedeki asıl sorun &quot;Fırat ve Dicle Su Havzası&quot; ve bu çerçevede ortaya çıkan &quot;Su Sorunu&quot;dur. 
Önümüzdeki yüzyıl içinde bölgenin paylaşımı sorun olacak asıl metası &quot;SU&quot;dur. Petrol ne de olsa zaten batının elindedir. Bunda bir sorun yoktur. Ancak su öyle değildir.
Çünkü su bölgenin olduğu kadar Avrupa&#039;nın da gelecekteki önemli bir kaynak sorunudur ve petrol ya da diğer materyaller gibi &quot;ikame&quot; edilmesi mümkün değildir.
Avrupa Birliğinin Türkiye&#039;ye dayattığı Uyum Hikayelerinin satır aralarına iyi bakarsak şunu çok net görürüz: Fırat ve Dicle Havzasının uzantısı olan bölgelerin ve toprakların yönetimi uluslararası bir konsorsiyuma bırakılacaktır hükmünü görürüz. Ayırca bu &quot;Zart Zurt Meseleleri&quot;nin gürültüsünden ayıkıp da kulağımızı Irak tarafına çevirebilirsek, Irak Yönetiminin de son zamanlarda, zaten sorunlu olan bu su mevzusunda sesini yükselttiğini göreceğiz.
Kürtler bu bağlamda devlet mevlet olamaz. Kim kaybetmiş ki Kürtler bulsun. O kadar kolay yedirirler mi?
Benim fikrim şu; Kürtler farkına varmadan hem sabrımızı zorluyorlar hem de ekmek yediği çanağa pisliyor. 
Şu an sadece bir gerçek var;
Amerika Çin-Rusya-Hindistan-Pakistan gibi aktörler üzerinden Avrasya haritasını yeniden biçimlemeye çalışırken sömürgeci Avrupa da AB Hikayeleri ile &quot;münhasır ekonomik alanlarını&quot; Basra Körfezi&#039;ne kadar genişletmeye çalışmaktadır. 
Tıpkı yüzyıl önce Almanların Bağdat&#039;a kadar demiryolu döşemek istemesi gibi bugün de Almanya ve Fransa önderliğindeki Avrupa Basra Körfezine kadar sınırlarını genişletmek istemektedir.

Mesele, yeniden şekillenen haritalar ve büyüklerin tehlike çanları çalan ihtiyaçlarını karşılama meselesinden ibarettir.
Yoksa kime ne Kürt&#039;ün ya da Türk&#039;ün anayasal ya da bilmem ne haklarından. Avrupalıya sorsunlar bakalım: Kürt&#039;ün kaçı kaç paraymış?
Kürtlerin gecikmeksizin aklını başına toplayarak ekmek yedikleri sofraya ihtiram etmesi gerekmektedir. Aksi durumda gidişatı hiç iyi görmüyorum...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Hocam,<br />
Dilim döndüğünce bir kaç küçük katkı yapmak istiyorum.<br />
Bir kere bilinmesi gereken ilk şey;<br />
Kürtlerin anayasal bakımdan sizden ya da benden hiç bir eksiğinin olmadığıdır. Eksiği var diyen art niyetlidir. Dilimi falan konuşamıyorum diyorsa o zaman sıkıyorsa gitsinler o kendilerini bizden çok sevdiğini sandıkları Fransa&#8217;da Almanya&#8217;da Kürtçeyi resmi dil ilan ettirsinler. Ne de olsa orada da yeterince Kürt var.<br />
Bu arada şu çok iyi bilinmeli ki, bir Kürt Türkiye&#8217;nin istisnasız her yerinde iş kurabilir, çalışabilir ya da yerleşebilir. Bugüne kadar buna muhalif bir tane bile örnek yoktur. Ama ben bir Türk olarak doğuda bir çok yere giremem bile. Ki asker bile konvoy gibi olağanüstü güvenlik çabalarıyla görev yerine gider ya da gelir. Sivil halkın arasına da karışamayız. Ki batıya göçen Kürtlerin olduğu yerlere bile bizlerin gidip girmesi çok zaman mümkün değildir.<br />
Peki şimdi bu ülkede özgürlük sorunu olan kim? Kürtler mi ben miyim?<br />
Bu açıdan artık açıkça söylemek gerekiyor ki birileri çok olmaya başladı&#8230;<br />
Biz Türk milletinin asli unsurları olarak bu durumu çok fazla sineye çekemeyeceğimizi artık ortaya koyarsak şu bilinmeli ki bu topraklarda taş üstüne taş kalmaz. Onun için herkes elindekinin kıymetini bilmeli. Yoksa birilerinin gazına gelip de şımardığımızda elimizdekinden de oluruz. Ki Kürtler kendilerini şu an bu riskin içine atmış durumdalar. Seçim kendilerinin artık.<br />
Kürt Aristokrasisine gelince;<br />
Bilinir ki yeni devlet yani Cumhuriyet bir konsensüsle kurulmştur. Bu konsensüsün adı Kuvayı Milliyedir. Kuvayi Milliye genel olarak bölgesel iktidar sahiplerinin tehlikeye düşen iktidarlarını kurtarmak için bir araya gelerek oluşturdukları bir savunma hattıdır. Sonuçta bu savunma mekanizması askeri mekanizmalarla birleştirilerek yeni devletin kuruluşu sağlanmıştır.<br />
Devletin resmi sıfatı tayin edilirken de demokratik cumhuriyet kavramıyla bu organizasyonu sağlayan yerel iktidar sahipleri siyasetin içine alınarak meşrulaştırılmıştır.<br />
Adına eşraf dediğimiz bu yerel iktidarların batıda olanı dış dünyanın nimetlerini Kürt eşrafından daha erken farkettiği için devletle olan göbek bağını daha erken bir zamanda koparmış ve doğrudan merkezi iktidara sahip olmuştur. Menderes bir çiftlik ağası olarak bu yerelden merkeze geçişin sembolüdür.<br />
Daha fakir bölgelerin Kürt kimlikli eşrafı ise Cumhuriyetle pekiştirilen konumunu uzun süredir korumuş, bilgisiz cahil bıraktığı gelişimini engellediği halk üzerindeki feodal sömürüsünü bugüne kadar sürdürmüştür. Türkiye&#8217;de hala bir feodal ağalık sisteminin devam etmesi bu eşraf kesiminin devletle olan ortaklığının eseridir. Hala da sürüp gidiyor olması siyasi iktidarların bölgedeki en önemli meşruiyet dayanağıdır ve aynı zamanda sonucudur. Bu bir geri beslemedir. Aksi iddia edilemez. Çünkü hangi parti iktidara gelirse gelsin bölge insanından kendi siyasetine dahil ettiği kişiler hep de bu eşraf takımındandır. Kinyas Ağa ile başlayan Devlet-Kürt Eşrafı ortaklığı bugün de sizin saydığınız isimler ve benzer diğer isimlerle sürüp gitmektedir.<br />
Ancak bugün geçmişin ortaklık biçiminden farklı oluşumlar söz konusu olduğu için Kürt Eşrafı (Feodal Ağaları)merkezi otorite ile yollarını ayırmak istemektedir.<br />
Olay her ne kadar petrol paylaşımı ve Büyük İsrail çerçevesinde değerlendirilse de bölgedeki asıl sorun &#8220;Fırat ve Dicle Su Havzası&#8221; ve bu çerçevede ortaya çıkan &#8220;Su Sorunu&#8221;dur.<br />
Önümüzdeki yüzyıl içinde bölgenin paylaşımı sorun olacak asıl metası &#8220;SU&#8221;dur. Petrol ne de olsa zaten batının elindedir. Bunda bir sorun yoktur. Ancak su öyle değildir.<br />
Çünkü su bölgenin olduğu kadar Avrupa&#8217;nın da gelecekteki önemli bir kaynak sorunudur ve petrol ya da diğer materyaller gibi &#8220;ikame&#8221; edilmesi mümkün değildir.<br />
Avrupa Birliğinin Türkiye&#8217;ye dayattığı Uyum Hikayelerinin satır aralarına iyi bakarsak şunu çok net görürüz: Fırat ve Dicle Havzasının uzantısı olan bölgelerin ve toprakların yönetimi uluslararası bir konsorsiyuma bırakılacaktır hükmünü görürüz. Ayırca bu &#8220;Zart Zurt Meseleleri&#8221;nin gürültüsünden ayıkıp da kulağımızı Irak tarafına çevirebilirsek, Irak Yönetiminin de son zamanlarda, zaten sorunlu olan bu su mevzusunda sesini yükselttiğini göreceğiz.<br />
Kürtler bu bağlamda devlet mevlet olamaz. Kim kaybetmiş ki Kürtler bulsun. O kadar kolay yedirirler mi?<br />
Benim fikrim şu; Kürtler farkına varmadan hem sabrımızı zorluyorlar hem de ekmek yediği çanağa pisliyor.<br />
Şu an sadece bir gerçek var;<br />
Amerika Çin-Rusya-Hindistan-Pakistan gibi aktörler üzerinden Avrasya haritasını yeniden biçimlemeye çalışırken sömürgeci Avrupa da AB Hikayeleri ile &#8220;münhasır ekonomik alanlarını&#8221; Basra Körfezi&#8217;ne kadar genişletmeye çalışmaktadır.<br />
Tıpkı yüzyıl önce Almanların Bağdat&#8217;a kadar demiryolu döşemek istemesi gibi bugün de Almanya ve Fransa önderliğindeki Avrupa Basra Körfezine kadar sınırlarını genişletmek istemektedir.</p>
<p>Mesele, yeniden şekillenen haritalar ve büyüklerin tehlike çanları çalan ihtiyaçlarını karşılama meselesinden ibarettir.<br />
Yoksa kime ne Kürt&#8217;ün ya da Türk&#8217;ün anayasal ya da bilmem ne haklarından. Avrupalıya sorsunlar bakalım: Kürt&#8217;ün kaçı kaç paraymış?<br />
Kürtlerin gecikmeksizin aklını başına toplayarak ekmek yedikleri sofraya ihtiram etmesi gerekmektedir. Aksi durumda gidişatı hiç iyi görmüyorum&#8230;</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
	</channel>
</rss>
