Atatürk’ün “istikbal göklerdedir” vecizesine atıf yaparak giriş yapmak istiyorum bu günkü yazıma. Bu vecizeyi bir belediye başkanımız da “istikbal köklerdedir” olarak değiştirmişti. Her iki söz de doğru ve kendi bakış açısına göre haklıdır. Göklerden geleceğe köklerden geçmişe atıf yapacak olursak, başı YÖK olan bir yüksek öğretim sisteminin sonunun YOK olmaması üzerine birkaç irdeleme yapmak istiyorum.

Tarihten aldığımız bilgi ve tecrübeyle o bilgilerle gelecek nesilleri, aklı hür, vicdanı hür, cesaretli, bilgiyle donanmış fikir yürütebilen, ileri sürdüğü fikirleri kararlılıkla savunabilen gençleri yetiştirmemiz ve bu gençlere geleceğimizi emanet etmemiz her şeyden öncelikli görevimizdir. Gerek kurumsal anlamda, gerek ebeveyn (ana-baba) olarak, gerek eğitim öğretim personeli olarak gerekse vatandaşlar olarak bizler bu önceliğin bilincinde olmalıyız.

Bu girizgah cümlesinden sonra, şu iğnelerimizi ve çuvaldızlarımızı çıkarıp bir sisteme bir kendimize saplayalım yavaş yavaş. İğne ve çuvaldız kelimesi geçince hemen dersiniz ki, yazarımız şimdi yine dokundurmaya başlayacak. Tabi ki dokunduracağız. Çünkü ben şahsen kendimi toplumda kurumlara karşı iğne veya çuvaldız olarak görmekteyim.

Yeni YÖK Başkanımızın makamına otururkenki sarfettiği cümleler, belki son bir asırlık yüksek öğretim sisteminin temel kanayan yarasıydı. Ve artık göreceğiz ki, bu yara kısa zaman içinde tedavi edilecektir. Burada YÖK ün öncelik sıralaması önemlidir. Bu da zaten bellidir. İlkin bütün yükseköğretimde yıllarca olması gerekli özgürlük ikliminin oluşturulması, ve hemen sonra meslek liseleri önündeki katsayı eşitsizliğinin giderilmesidir.

Bu satırları yazan bendeniz, 1989 yılında aynı katsayıya maruz kalsaydım, ancak dört yıllık bir öğretmenlik kazanabilirdim. En sevdiğim fakülteye (SBF) ilk tercihlerimle giremezdim. Şimdi kısaca bu konuları iki başlık halinde ele almak istiyorum.

ÜNİVERSİTE ÖZGÜRLÜKLER İKLİMİDİR!
Üniversite, ön lisansından lisansına, yüksek lisansından doktorasına kadar insanı bireysel anlamda özgürleştiren, fikir ve düşünceleri güçlendiren, şabloncu beyinleri Aristo’nun “skolastik düşünce” şablonundan kurtaran bir ortamdır.
Fakülte yıllarımda bu özgürlük ortamını doyasıya yaşamış bir öğrenciyim. Üniversitelerimizdeki kalabalık psikolojisinden uzak özgür düşünce ortamı, kılık kıyafet serbestisi, devam mecburiyetinin olmaması başlı başına birer öz disiplindir aslında.

Konuya adım adım gidecek olursak, kalabalık psikolojisi konusunda, zaten ergenlik çağının acemiliğinden uzaklaşan, serbest üniversite ortamına giren bir genç bir zorlanma çekmemektedir. Yalnız bu yazılarım en az kampüs ortamında yaşayan ve eğitim gören gençler için söz konusudur. Kampus içinde olmayan yüksekokul ve meslek yüksekokullarında kalabalık psikolojisi demoklesin kılıcı gibi sallanır. Bu başlı başına ayrı bir yazı konusudur.

Kılık kıyafet Serbestisi Konusu: Bizler fakültede okurken, tamamıyla kılık kıyafet serbestti. Kimse kimsenin giydiğiyle ilgilenmez, başı kapalı öğrenci arkadaşlarımızla mini etekli arkadaşlarımız sıkı fıkı dostluklar edinirdi. Erkek arkadaşlarımıza, sınıfta niye şapka takıyorsun, neden küpe taktın, veya neden sakalını ip gibi uzattın, neden kafanı kazıttın veya saçlarına boncuk taktın diye hiçbir hocamız sormaz garip te karşılamazdı. Belki en fazla gülümseyip geçerdi. Bu tür garabet yaratıklara biz de gülümserdik. Ve bunları o zamanlar genç halimizle toplumsal çeşitlilik örneği olarak görürdük. Hazımsız arkadaşlarımız da yok değil miydi. Vardı tabi. Ama genel olarak böylesi bir özgürlük ikliminin içindeydik.

Devam devamsızlık sendromuna gelince, bu,fakültede en çok hoşuma giden bir durumdu. Hiçbir derse devam gerekmiyordu. Kim gelirse kendine kim gelmezse kendine mantığı en büyük öz denetimdi. Bir işi birilerinin isteğiyle veya bazı zorunluluklar sebebiyle yapmak ile kendi isteyerek yapmak kadar güzel bir şey yoktur. Durum böyle olmasına rağmen, yani devam mecburiyeti olmamasına rağmen, dört yıllık fakülte hayatımda toplam olarak kaçırdığın on adet ders olmamıştır.

Demek ki zorlamayla yapılan sistemler veya kurallar er geç Bağdattan dönmektedir. Şimdi YÖK teki yeni vizyonun bütün bu engelleri ve gereksiz kısıtlamaları ortadan kaldıracak olmasının sabırsızlığı içindeyiz. Gerek gençler olarak gerekse eğitimciler olarak.

Yarın yazımızın ikinci bölümü olan “KATLANILAMAYASI KATSAYI UYGULAMASI” konusunu işleriz.
Mutlu ve aydınlık yarınlar dileğiyle.

Not:
Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Etiketler:,