Turkche’nin küresel tsunamiyle gelişini görürken, beş dakika sonra ardında bırakacağı korkunç enkazı düşünüyorum da, acaba teşbihte hata mı yapıyorum diye endişe ediyorum. Yoksa diyorum cybersapience insan topluluğunda insancıklar çok daha fazla mutlu ve mesut mu olacaklar.

Herkesin aynı dili konuştuğu, yabancı dil sorununun hiçbir coğrafyada yaşanmadığı her ulusun birbiriyle tercüman kullanmaksızın anlaşabildiği bir dünya. Ben satırları yazarken sizin bu satırları okurkenki itirazlarınızı da duymaya çalışıyorum. Ne yavan, ne sıkıcı bir dünya demelerinizi. Acaba gerçekten yavan ve sıkıcı olur muydu böylesi bir hayat.
En azından ben onbeş sene sonra dünyaya gelseydim, yabancı dil nedeniyle on senedir akademik ilerlememin fetret devrini yaşamıyor olurdum ve profesörlüğümün tadını çıkarırdım. Şakağımdaki organik çipe nanoteknolojiyle onlarca lehçesi ve onbinlerce kelimesiyle dünya dili İngilizce yüklenmiş olurdu. Ben de bir yabancı dili ana dilim gibi bilememiş olmanın dayanılmaz işkencesinden kurtulmuş olurdum.

Sırf bu nedenlerden dolayı geometrik hızda ilerleyen teknolojinin bu konuda getireceği yenilikleri sabırsızlıkla beklemekteyim.

Türkçemiz Turkche ile imtihana tabi tutulmakta bu on yıllarda. Ve ben bu imtihanı kaybetmeyi düşünyorum. Küresel düşünen beynim her bir kelimemde dantellektüel Latin kaynaklı kelimeleri yazıların arasına yerleştirmemi ve böylece daha mutlu olacağımı söylemekte. Sağduyum ise, üzerinde yaşamakta olduğum toprağa ve bu topraklarların üzerindeki insanların kullandığı Tükçeye vefa göstermemi istemekte. Ve ben bu cenderede bocalayıp durmaktayım.
Ben bu imtihanda baştan kaybedenlerden olmak istemiyorum aslında. Sadece kendimin değil yakınlarımın da bu imtihanda kaybetmelerini istemiyorum. Bunun için bol bol kavramlar sözlüğü yıpratıyorum. Dilimizdeki beher yabancı kelimenin kulağı tırmalamayan Türkçe türevlerini araştırıyorum. Bir dil bilimci, filolog olmasam da kendi kültürümün uzantılarıyla kendi mesleğimi yapmak istiyorum.

Ama nereye kadar! Ünlem cümlesi ise en korktuğum sorgu kalıbı. Korkunun ecele faydasının olmaması esas korkum. Söyleyin a dostlar, siz söyleyin, “şu dünyada herkes aynı dili konuşuyor olsaydı, daha iyi mi olurdu, daha kötü mü olurdu.

Peki ben dilimizdeki yabancı kelimeleri kanıksarsam, (kabullenirsem) yeni gelenlere veya geleceklere karşı sertlik derecem ne olacak. Her yeni gelen Türkçe olmayan kelimeye buyur başımızın üstüne! mi diyeceğim. Vatandaş Türk Osman konulu yazımdaki duruma düştüm. Nereye baksam karşımda yabancı kelime. Ne tuhaf değil mi, bunca yabancı kelime içinde yüzerken, hala yabancı dilden sorun yaşayan birisi olmak. İşte bunu da Türk Eğitim Sisteminin kökten kronik yabancı dil eğitim yanılgısında arayın.

Karşı karşıya olduğumuz süreç içinde, yine de bize düşen, elimizdeki kelimelere sıkı sıkıya bağlı kalmak, üretebildiğimiz kadarıyla Türkçe karşılığını üretmek, son çare olarak bu kelimelere buyur demek olmalıdır.

Başkaca arayışlar ve matemler içine girip panik dünyasında yer beğenmek pek mutluluk verici gibi görünmüyor bana.

Not:

Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com, http://www.siyasalforum.net http://www.gercekgazete.web.tr ile, Gerçek Gazete, Halkın Sesi, Güney Marmara Yaşam ve Fatsa Güneş gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz

Etiketler:, , , , ,