Çöpe Attıklarını Çöpten Boşaltabilmek Yürek İster!

 

Serdar Ortaç benimle aynı yıl dünyaya geldi. 1995 li yıllarda, yani Ortaç’ın çıkış yaptığı yıllarda doğrusu onu hiç sevmemiştim. Çünkü Ortaç herkesin dilindeydi. Bense herkesin dilinde olandan hep kaçmışımdır. Neticede bu arkadaş sadece sanatçılığıyla değil söz yazarlığı ve besteleriyle de ağırlığını ve derinliğini ortaya koydu.

Ben şahsen Serdar Ortaç’ı söz yazarlığı ve derin ve çarpıcı besteleri yaygınlaştıkça kabul etmeye başladım. 2000 li yıllara gelindiğinde artık Ortaç Sezen Aksu gibi kendine özgü bir ekol olmuştu. Aşağıdaki dizeler ise bilindiği gibi, onun 2010 yılındaki yine herkesin dillerinde dolaşan şarkı sözleridir.

Seni Çöpe Atacağım Poşete Yazık

Bir sigara yakacağım ateşe yazık

Aşk, gidene acımak mı? / Bu yükü taşımak mı?
Yarayı kaşımak mı? / Sor iyisi çıkacak mı?
İçime akacak mı? / ve güneş açacak mı?

Ben ne sana taparım, / ne seni ararım / ne trip atarım
Sen ne beni oyala, / Ne omuz ovala /  işime bakarım

ve ben o nazı çekemem / Günaha giremem / Kötü söz edemem

Aşk bu kızılötesi / Yaralı müzesi / Hareket edemem

Acılarım heveste / Güneş açar aheste / Bir kapalı kafesteyim..

Topu topu bi deste / Ara sıra bi beste / iki nota bir besteyim

Seni Çöpe Atacağım Poşete Yazık

Bir sigara yakacağım ateşe yazık

Şarkının sözlerini incelediğimde, sahiden de sözler tamamıyla Ortaç’ı yansıtmakta.

Sevgili Serdar parçasında Aşkın çıkmazlığını dile getirirken, bir taraftan da aşk ile örtüştürdüğü ilgili kişinin değersizliğini dile getirmekte. Bu konuda Serdar’ı çok iyi anlıyorum. Çünkü benzeri durumu bizzat kendim de yaşamışımdır. Öyle ki şarkı sözünün ilerleyen mısralarında bahsini ettiğim tereddütler kendini göstermekte.

Bir taraftan gidene acıyor, bir taraftan da bu ilişkinin yükünün yorgunluğunu iliklerine kadar hissediyor.

Aşk ilişki devam etse de, ilişki çöpe atılsa da çöpten boşaltıl(a)madığı sürece kaşınan bir yaranın verdiği ızdırap gibi ızdırap vermektedir. Bir taraftan kaşırken aldığın zevk bir taraftan da   içinin kanamasından duyduğun ızdırap…

Bir taraftan içi acırken, bir taraftan da bile bile lades diyerek yine “güneş açacak mı” sözüyle aydınlık günler ummakta.

Bir taraftan da, “ne seni ararım, ne sana taparım” dizesiyle de son derece eyvallahsız olduğunu ortaya koymakta. Yalnız Ortaç’ın yüzündeki masumiyet ve mütevazılıkta da izlendiği gibi,  eyvallahsızlığına rağmen “trip atmayan” bir tip olduğunu da dile getirmekte. Şarkıda oyalanmak istemediği gibi, yalakalığa da tahammül etmediğini ortaya koymakta. Benzeri şekilde şahsımın da bir çok kez yaşadığı gibi, kaprislere karşı, naza niyaza karşı tahammülsüz olduğunu dile getirirken yanlış şey yapmak istememesi, kötü söze karşı iradesine sahip olmak isteği her zaman bilinçaltında durmakta ve gerektiğinde bilinç üstünü kontrol etmekte. İlişkisinde acı çekse de bu acının yer yer onu mutlu eden yanını da dile getirmiş son dizelerinde.

Eh, Sevgili Serdar ve çok sevilen parçasından kafamızı kaldırıp başlığımıza dönelim artık.

Öyle ya, aşk bu, zaten “Sevgi Aşktan Bü-yük-tür” adlı yazımda aşkın ne kadar biberli veya acılı bir nane olduğunu dile getirmiştim.

Bu yazımda da aşkı “can acıtan ve mazoşist duygularımızı tatmin ettiğimiz oyalanma hatta takılıp kalma sürecidir” olarak tanımlamak istiyorum.

Aşkın tedavisi verem kadar kolay olmasa da AIDS kadar da imkansız değildir.

Aşk süreci, sürekli olarak gelgitler yaşatır insana. Aşk, çoğunlukla olmazların, zorlukların ve yasakların üzerine konar çoğu zaman. Bu da pek doğal olarak “çöp” ü anımsatır.

Öyle ya, bir olmazlık varsa,

Bir zorluk varsa,

Bir yasak varsa,

Bir imkansızlık varsa bu naneyi çöpe atmak gerek. İyi de çöpe atmak çözüm olmaz ki çoğunlukla. Çünkü çöpe atılan bir “aşk”, nüksetmesi kuvvetle muhtemel bir yaradır. Siz ne kadar çöpe atsanız da aşkı, hatta çöpe atacağınız poşete yazık deseniz de, çöpü boşaltmadığınız sürece yine onu çöpten çıkarmak, yine o yarayı kaşımak yine canınızı (bile bile) acıtmak istersiniz.

Hadi bakalım o zaman aşk mağdurları, herkes aşkını çöpe atsın. Peşinden de “seni çöpe atacağım poşete yazık” desin.

Hadi bakalım atın çöpe…

Amaaa…. “Seni çöpe atacağım poşete yazık!” diyebilmenizden, çöpü boşaltabilmeyi başarabilmeniz daha önemlidir.

Sıkıysa çöpü boşaltın…. Hah işte o zaman ben sizin alnınızdan öpeyim.

Çöpü boşaltabilenler lütfen bana cevap yazsın.

Sözlerimi Eski Eşim Evrim’e yazdığım bir beyitle bitiriyorum.

“Al kalbimi senin olsun,

yarısı sende YARASI bende kalsın” (A.F)

Mutlu pazarlar efendim. Kalın yarasızca…

Not:

Bu yazı, http://www.bilgiagi.net, http://www.bilgievreni.com, http://www.gazetecanik.com, http://www.kamudanhaber.com, http://www.siyasalforum.net, http://www.ahmetfidan.com ile, Halkın Sesi, Gazete Canik vb. kağıt bası gazetelerde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Etiketler:, , , , , , , , , , , , ,