YÖK Başkanı Prof.Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN’ın Sözleri Başörtüsünde Psikolojik Dönüm Noktası

YÖK Başkanı Özcan’ın “Başını örtmeyenlere karşı mahalle baskısı olmayacak, kefili olabilirim” şeklindeki demeci, dikkatle incelendiğinde bu sözün son 25 yıldan beri (çeyrek yüzyıldan beri) bu konuda gelinen noktanın dönüm noktası olduğunu satır arasından okuyabilmekteyiz.

Bu bir fay hattıdır ve bu fay hattını  iki açıdan ele alabiliriz.

1. Durum:

Son çeyrek yüzyıldır bakıldığında bu günkü içinde bulunulan durum, şimdiye kadar hiç yakalanmamış bir toplumsal mutabakatın yakalanmasıdır. Bu sağduyu süreci aslında zarardan kardır. Yani dile kolay çeyrek asırlık (son 25 yıllık) zaman diliminde  kaybedilen zararın sona ermesidir.

Başörtüsü serbestisine ilişkin muhalefetin yaklaşımı ise, tam olarak yangından mal kurtarma ve/veya durumu kurtarma operasyonudur. Çünkü muhalefet referandumun sonucunu da okuyarak, gördü ki, bu sorun seçim sonrasına kalmadan hükümet tarafından çözülecek. Bu durumda uygulanması gereken en pragmatist politika başörtüsü serbestisinde destekleyici rol almaktır. Zira hem CHP, hem de MHP bu toplumsal mutabakatın oluşmasındaki katkılarını seçim meydanlarında kullanacaklardır. Muhalefetin bu şekilde düşünüp politika değiştirmesi çok ta iyi niyetli olmasa bile sonuç olarak gelinen durum, ÖZLENEN TÜRKİYE tablosudur.

2. Durum:

1985 li yıllarda ilk defa başlayan başörtüsü sorunu ve başörtüsüne serbesti mitingleri, Ankara İlahiyat Fakültesinde başlamıştı. O zamanlar bendeniz de Ankara’da lise öğrenimi görmekteydim. Sorunu o zamanın Bayan İlahiyat Fakültesi Dekanı kaşımaktaydı.  O zamanlar bu sorunun çeyrek yüzyıl süreceğini ülkenin bütün insanları açısından ele alındığında bir milyon yıllık zaman kaybı oluşturacağını hiç tahmin edemezdim.

1985 li yıllarda başlayan başörtüsü serbestisine ilişkin süreç, 2010 yılı ekim ayında YÖK Başkanı nın ağzından ve demecindeki satır arasından tersine dönmüştür. Yani artık olay, başörtülülerin haklarının savunması veya özgürlüklerinin verilmesi boyutunu geçmiş, başı açıkların mahalle baskısına karşı korunmasına kadar kanıksanmış bir hale gelinmiştir. Bu kapalılara özgürlük talebi süreci, dün itibarıyla pratik olarak zirve noktasına ulaşmış ve korunma ve özgürlük süreci açık olanların açıklıklarının sürdürülmesine yönelmiştir.

Daha önce, 2008 yıllarında başörtülü veya türbanlıların toplumda gittikçe artmakta olduğunu ve bu nedenle 28 şubat sürecinin kayıtsız şartsız sürdürülmesi gereğini dile getirenlere karşın, başörtüsü konusunda sayısal artış kaygısına ilişkin bir yazı kaleme almıştım. Bu yazımda  sürecin psikolojik etkisi ile başörtülü sayısının arttığnı dile getirenlere kısaca tersi yönde cevap vermiştim.(1)  Daha sonra bu yazıyı kafi görmeyerek 1 Temmuz 2008 tarihinde başörtülü sayısı artışı kapsamında başörtüsü ve türbanın kavramsal olarak analiz ederek tanımlamasını yapmıştım. (2) Niceliksel artış ve “başörtüsü” ve/veya “türban” ın kavramsal analizine yeniden girmek istemiyorum.

Başörtüsü Konusunda Toplumsal Mutabakatın Sağlandığı Günleri Görmemiz Gecikmiş Mutluluğumuzdur.

Tam olarak çeyrek yüzyıllık sorunun aşılmasında dönüm noktasında olmamız sorunu mağdur olma açısından veya (istemeyerek) mağdur etme açısından taraflarından biri olarak gelinen noktayı memnuniyetle karşılıyoruz. Umarız ve dileriz ki, hangi türde olursa olsun böylesi utanç verici yasaklamaları tekrar yaşamayız.

Durum / Sonuç:

Fili, toplumsal, psikososyal durum ortadadır. Her açıdan yasama ve yürütme hatta son operasyonlarla yargı kurumları bu sorunun kalkması ve sorun olmaktan çıkarılması noktasını çoktan geçmiştir.

Halihazırdaki uygulamalar özal dönemindeki ek yönetmeliğe bağlı kalınarak düzenlenecektir. Aslında yeni bir hukuksal çözümlemeye gerek bile yoktur. Umarız ve dileriz ki, halihazırdaki iktidar, bu özgürlüğü 2012 anayasa paketi içine lafzen sokmaz. Bu konunun yönetmelikle veya en fazla yasa ile çözümlemesi yeterlidir. Aksi takdirde, müstakbel anayasamız, yönetmelik, tüzük ve/veya yasalarda çözümlenecek olayların doluşturulduğu bir çuval haline gelecektir. Ki bu da ideal tip anayasa formu olmayacaktır.

Böylesi bir sorunun çözülmesi (çözülmekte olması) herkes için en önemli olgudur. Terkarının olmayacağını dileyerek durumun keyfini çıkarmak gerek.

Açıkların da kapalıların da garantisi veya kefili, toplumun vicdanı, sağduyusu olmalıdır. Kamu otoritelerinin kefaleti görev süreleri içindir. Toplumun kefaleti ise daimidir.

________________________

(1) Başörtülü Sayısı Artıyormuş: Yalan!, 27 Haziran 2008 http://www.bilgiagi.net/basortulu-sayisi-artiyormus-yalan/1566/

(2) Türbanlı Sayısı ve Başörtülü Sayısı Türkiye’de ve Dünyada Türbanlı Sayısı ve Başörtülü Sayısının Gelişimi Üzerine Yapılan Araştırmalar Üzerine Toplumbilimsel İncleme ve Kavramsal Analiz,  01 Temmuz 2008, http://www.bilgiagi.net/turbanli-sayisi-ve-basortulu-sayisi/1573/

Not:

Bu yazı, http://www.bilgiagi.nethttp://www.bilgievreni.com, http://www.gazetecanik.com, http://www.kamudanhaber.com, http://www.siyasalforum.nethttp://www.gercekgazete.web.tr, http://www.ahmetfidan.com ile, Gerçek Gazete, Balıkesir Demokrat, Gazete Canik vb. kağıt bası gazetelerinde yayınlanmaktadır. Yazarın izni olmaksızın başka hiçbir yayın organında kaynak veya dipnot göstermeksizin kısmen veya tamamen alınamaz, çoğaltılamaz.

Etiketler:, , , , , , , ,