Onaltı yıl sonra yüzüncü yıldönümünü kutlayacağımız Cumhuriyet Arapça kaynaklı bir kelimedir. Cumhur kelimesinden gelmektedir. “Cumhur” ise halk demektir. Aslında bu halk niteliksiz bir halk değildir. Yoksa vatandaşlık bağı ile bağlı olmayan bir kitle kasdedilseydi buna teb’a veya ahali denirdi. O halde Cumhuriyet, vatandaşlık bağı ile bağlı olanların o devletin yönetiminin belirlenmesinde söz sahibi olmasıdır. Yani halkın egemenliğe bizzat kaynak oluşturması demektir.

Cumhuriyet ile demokrasi genel olarak aynı anlamı taşımaktadır.

Yalnız demokrasi Latin kökenli İngilizce bir kelimedir. O da yine halkın kendi kendini yönetmesidir. Yalnız burada farlı bir durum vardır. Demokrasi on yıllardır evrensel bir kültür değeri olarak yaşam biçimi medeniyet ölçüsü haline gelmiştir.

Buna karşılık “cumhuriyet” kelimesi dilimize bir yönetim biçimi kavramı olarak yerleşmiştir. Cumhuriyet yönetimi için demokrasi gerekmeyebilir ama demokrasi için Cumhuriyet zorunludur.

Demokrasi bizim kültür değerlerimizde kendini istişare olarak göstermiştir. Ancak biz bütün bir ulus olarak bu olayı tam olarak yaşam biçimi haline getirememiş durumdayız. Bundan dolayıdır ki parlamentodaki siyasal partilerin kendi iç yapılanmaları demokrasi anlayışları genel demokrasi düzeyimizden çok daha zayıftır.

Bu nedenle öncelikle Cumhuriyetimizin demokratikleşmesi gerekmektedir.

Cumhuriyetimizin Demokratikleşmesi İçin;1. Parlamento üyeliği için siyasal partilerde ön seçimin yapılması,

2. Tercihli sistemin uygulanması,

3. Siyasal Parti liderlerinin aday sıralamasındaki belirleyici rolünden ödün vermeleri,

4. Delegelerin belirlenmesinden itibaren teşkilat yapılanmasının demokratikleşmesi,

5. Gönüllü Kuruluşların devlet mekanizmalarının karar organlarına yansımaları,

6. Yerel yönetimlerde yerel referanduma işlerlik kazandırılması,

7. Seçim veya oylama mekanizmalarının gerek yöntem gerek teknoloji olarak basitleştirilmesi,

8. Danışmanın, istişarenin, bir “erdem” olarak bütün zihinlere yerleşmesi,

9. Kalkınmanın ancak yapıcı eleştiri veya muhalefetin varlığı ile mümkün olabileceğine inanılması gerekmektedir.

10. Kamu yönetiminde ve özel sektörde “yönetişim” ilkelerinin (ortak karar) hayat tarzı haline getirilmesi.

Bu süreç yaşanmadan devletten itibaren siyasal partiler gönüllü kuruluşlar kendi yapılarını demokratikleştirme yönünde gözden geçirmedikçe demokrasinin tabana yayılması mümkün olamayacaktır.

Kendi demokratikliğini sağlayamayan siyasal partilerin oluştuğu parlamentomuzda da buna bağlı olarak hiçbir zaman gerçek demokrasi kendini gösteremeyecektir.

İlk olarak;

Bu şartlar altında oluşacak parlamentomuzda egemenlik hiçbir zaman gerçek anlamda milletin olamayacaktır.

İkinci olarak;

Parlamento üyelerinin bizzat kendileri cumhuriyet idaresini bir erdem olduğunu algılamadıkça ve demokrasinin çoğunluğun yönetiminde esas olarak azınlığın haklarının garanti altına alınmasının gerektiğini benimsemedikçe gerçek anlamda egemenliği temsil eden kişiler olamayacaklardır.

Hiçbir açıdan varlık gösteremeyen en önemli ve vazgeçilmez özelliği seyretmek, dinlemek, bahane bulmak ve ertelemeden başka bir şey olmayan bilinçsiz insanımız parlamento üyelerimizce bir yığın olarak görülmeye devam edilecektir.

Bu yolla kaale alınmayan bilinçsiz halkımın parti başkanlarınca kaale alınmayan vekilleri figüran olmaya,Kaale alınmayan parti başkanları da ister yüzde dokuzlarla parlamento dışında veya yüzde 10 ile parlamento içinde figüran olmaya devam edecektir.

Bu yapılanmayla da kendi parlamentomuzda antidemokratik meclis iç tüzüğü nedeniyle diğer partilere karşı horoz kesilen hükümetimiz de dünyada kaale alınmamaya devam edecektir.

Hep yerdiğim aslında çok kıymet verdiğim Türk insanının gerçek görevi değişmiştir. SEÇİM AKŞAMINA KADAR OLAN VATANDAŞLIK GÖREVİ ARTIK MİADINI DOLDURMALIDIR. ARTIK VATANDAŞLIK GÖREVİ SEÇİM GECESİ ŞENLİĞİNDEN SONRA BAŞLAMALIDIR.

Halkımız devlet dairesindeki ODACI dan CUMHURBAŞKANI na kadar ne şikayeti veya itirazı varsa hakkını ısrarla aramalıdır. İşi savsaklayan kamu görevlisini yetkili ve etkili mekanizmalara, bir iki kelime ile piyasaları altüst eden yöneticilerimize karşı da yine tepkilerini mutlaka belirtmelidirler.

Artık 80. yaşını doldurmuş Cumhuriyetin cumhuru olarak sıkı durmanın zamanı gelmiştir. Nasıl?

Bakarak,

Dinleyerek,, bahane bularak,

Veee erteleyerek… değil, sağduyuyla, yıkıcı değil yapıcı, pısırık değil cesur bir tavırla…

Geldik 84. yıla. Veee 2010 yılında ülkemiz muassır medeniyet seviyesini yakalayacak, 2015 yılında da önde gelen ülkelerden biri haline gelecektir. Cumhuriyetimizin 100. yılında dünyanın en güçlü 10 ülkesi olmanın coşkusunu kutlayacağımızın bilincindeyiz.

Buna olan inancımız tamdır. El birliğiyle daha güzele…

NOT: Bu sitede yayınlanmakta olan yazılar http://www.yazarport.com, http://www.gunesgazetesi.net http://www.bilgiagi.net http://www.bilgievreni.com , ile, Ordu Olay ve Güney Marmara Yaşam gazetelerinde yayınlanmaktadır. 

Etiketler: